batı ülkelerinden grafiti ve street art örneklerine sıkça rastlar olduk. mideastcollektive ise iran, lübnan, suriye, israil ve filistin dahil bir çok ortadoğu ülkesinden sokak sanatı işlerini birarada izlemenizi ve fikir edinmenizi sağlayan ilginç bir site.
yukarıdaki 6:47'lik videoyu sonuna kadar izleyin lütfen. popstar alaturka'da söz yazarı sami derintuna, o meşhur "yorgunum artık" şarkısının sözlerini okuyor. sonlara yaklaştığında çoşuveriyor ve "türkiye'yi böldürmeyiz" falan gibi uyaklı birşeyler ekleyiveriyor sözlere. bir kişi hariç tüm jüri ve neredeyse tüm salon ayakta alkışlamaya başlıyor. kim mi 'yalnız kovboy'? tabii ki bülent ersoy. yüzünün haline bir bakın. bu kadın hakikaten hamasete pirim vermiyor!
bu arada, camiasının bu yalnız kovboyunu, aleyhinde açılan 'halkı askerlikten soğutma' davasında yalnız bırakmamak için facebook'ta 'ölüm değil çözüm istiyoruz, bülent ersoy'u destekliyoruz' diye şöyle bir grup var, bilginize...
fotoğraf izmir'den. küresel eylem grubu'nun 1 mayıs kortejinden bir enstantane. pankartları görünmüyor ama, onda kocaman darbeye hayır yazıyor. dövizlere dikkat edin. işte günün somut politik talepleri bunlar olmalı. hemşehrilerimi kutluyorum vesselam...

1 mayıs'ta istanbul halkının maruz kaldığı devlet terörünün sorumlusu olan valinin istifasını talep eden bir imza kampanyası başladı. şimdiden 15 binden fazla insan imzalamış. tabii esas sorumlular ankara'da. valiistifa.net adresine gidip bildiriyi okuyarak imzalayabilirsiniz.

adamlar 1 gece önce mecliste sabahın dört buçuğuna kadar çalışıp ab'nin istediği değişikliği yapıyorlar 301 konusunda, sonra, güneşin ilk ışıklarıyla beraber disk ve kesk'e "allah ne verdiyse" girişiyorlar. hükümetin yargı darbesine karşı ab normlarına daha sıkı sarılacağını umanlar şaşırıp kalıyor. pek çok liberal demokrat, akp'nin ipini çekmekte olduğunu düşünüyordur ve yarın yazacaklardır bunu, hep beraber okuruz.
bu analizcilerin göremediği şey şu. önümüzdeki tablo sınıf mücadelesinin dinamikleri üzerinden şekilleniyor. akp çok değil daha iki hafta önce çalışanlar karşısında en keskin kılıcını çekti ve genel sağlık sigortası yasasını meclisten geçirdi. yasaya karşı verilen mücadele içinde bir bölünme ortaya çıktı. türk-iş'e bağlı 15'e yakın sendika, genel merkezlerinin kararına rağmen gösterilere katıldı. bu çok önemli bir kırılma noktasıydı. türk-iş genel başkanlığına gelen akp yanlısı isim ve ekibine bir başkaldırıydı. mücadeleci sendikalar disk ve kesk ile birlikte saf tuttular. ama mücadele kaybedildi ve yasa çıktı. ve işte biliyoruz sonrasındaki sigorta müdürlükleri önündeki 2.5 aylık sigortalı bebek manzaralarını ve uzayıp giden kuyrukları.
hemen akabinde gelen 1 mayıs sendikalar için yeni bir teşhir ve direnme imkanı sağladı. disk ve kesk taksim'de ısrar etti, türk-iş de sözünü ettiğim 15'e yakın sendikanın tabanının baskısıyla bu kervana katılmak zorunda kaldı. genel merkezin genel başkan tarafı son anda yine sattı. yani bu 1 mayıs'ı aslında "sınıfın içinde süren bir sınıf mücadelesi" belirledi.
aslında yaşananlar bazı şeyleri kanıtladı. işçi sınıfının ısrarlı mücadelesinin gündemi belirleyebileceğini mesela. bu ısrarlı mücadelenin işçi sınıfının hakiki, somut talepleri etrafında geliştiğinde kazanma şansının yüksek olduğunu mesela. sendika bürokrasisine asla güvenmemek gerektiğini mesela. seçilmiş hükümetlere karşı planlanan darbe girişimlerine karşı çıkılıp, kitlesel olarak demokrasiyi savunmanın önemini mesela.
keza, bu 1 mayıs'ın ana gündemi sendikalar açısından darbe sürecine karşı çıkmak olsaydı, tek değilse bile ana slogan, "darbe değil, daha çok özgürlük" olsaydı, öyle sanıyorum, taksim'e de çıkılırdı, demokrasi de güçlenirdi mesela...
yine de çok geç değil ama. önümüzdeki dönem hem akp'nin neoliberal politikalarına direnmek, aynı anda da darbe girişimleri karşısında, siyaset kurumunu, demokrasiyi savunmak gerek. kapıda bekleyen olası bir ekonomik kriz anında işçi sınıfı ve sol ancak bu koşulda güçlü bir yanıt oluşturabilir. sınıfın içindeki olası bölünme ancak bu düzlemdeki bir yeniden birleşmeyle gelecek için umut olabilir. yani bence böyle. saygılarımla efendim, görüşmek üzere.
not: dün yaşanan devlet terörüne değinmek bile istemedim, onu ne tuhaf ki mhp bile eleştiriyor...

şimdi bir mayıs kavga günüdür. burada anlaşalım. yaşamın her saniyesinde türlü şekiller altında süren sınıf kavgasının, çalışan sınıflar tarafındaki taleplerinin güçlü bir şekilde dile getirilme günüdür. sonradan uydurulmuş bir gün değildir. işçi hareketinin içinden çıkmıştır. tabiri caizse bu gün, işçi sınıfının patronlara kendilerini hatırlattıkları bir gündür. ama 1 mayıs kendini işçilerin çıkarlarının yanında görüp örgütlenen küçük büyük sol grupların da kendilerini hatırlatma günüdür. bu gruplar genellikle, sınıfın o an zerre kadar ilgilenmediği konular etrafında, türlü yöntemlerle kendilerini hatırlatırlar. yanlarından geçen daha küçükçe gruplara pışııkk diyerek ilerlerler.
neyse, bu yıl sendikalar taksim diye tutturdu. valilik provakasyon olacak, silah kullanacaklar, istihbaratımız var, tüm halkımızı uyarıyoruz falan dedi. kesk valiliği korku dağlarını büyütmekle suçladı. şimdi valinin mesajı ne? silah kullanma, provakasyon yapma ihtimali taşıdığını ileri sürdüğü bir kalabalığı dağıtırım diyor vali. medya da acaip yer veriyor, en önemli meselemiz oldu yani 1 mayıs.
ortam gerginleşiyor. hükümet saldırı altında. baykal kurultaydan güçlenerek çıkıyor. her konuşmasında tansiyonu yükseltiyor. basın ergenekon'un, deşifre olmuş darbe girişimlerinin üzerine gitmiyor. adeta unutturmaya çalışıyor. hükümete geri adım çağrıları yapıyor. üniversitelerdeki kavgalar artıyor. pirinç fiyatları patlıyor. enflasyon artıyor. ekonomi alabildiğine yabancı mali sermayeye bağımlı, kırılgan. kürtlerle diyolog reddediliyor. her tür demokratik girişim engellenmeye çalışılıyor. siyasal sistem tökezletiliyor. kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde oyların yüzde 90'ını almış iki parti kapatılmak üzere.
sendikalar ne yapıyor peki? sağlık sigortası yenilgisini ne çabuk unuttular. sözde bir işbırakmanın dışında neredeydiler? bir iki yürüyüşün haricinde yatıştaydılar. durdurabileceklerine inanmadılar. ya da dilim varmıyor ama işçilerin hareketinin nasıl büyüyebileceğini bildikleri için tırstılar. şu zamanda işlerine gelmedi. onlar akp'ye şimdi 1 mayıs'la taksim'le yükleniyorlar. tabii bu kolay. tüm darbeciler arkalarında. hükümetin yıpranması onların hoşuna gider...
böyle kolaycı sendikacılık, solculuk olmaz! tüm toplumun geleceğini ipotek altına alan gss'ye direnme, sonra da tabanına "bak ben taksim diye direttim" de! üstelik darbeye karşı bir çift sözün olmasın...
showculuk değil solculuk zamanı. saflar giderek belirginleşiyor. "ne darbe ne darbe" diyenler beri tarafa gelsin...

neredeyse bir yıldır darbecilerin tehditleri altında yaşıyoruz. akp aklını başına almazsa darbenin meşru olacağını düşünen insan az değil. sanıyorum bir yüzde 20 falan var. bu seçmen sayısının beşte biridir ki bana göre küçümsenemez. Bence mesela, izmir paso akp kapatılsın diyodur, tabii akp seçmeninin dışındakiler. şimdi bu insanları etkilemeden, darbe fikrine karşı mücadele etmek çok zor olur. bu insanlar sonuçta "ulu önderin" ilkelerine sahip çıktıkları için darbeyi savunuyorlar. öyleyse onlara, gerçekte "önderin" ilkelerinin ne anlama geldiği ve vaktiyle neye yaradığı, bugün büründükleri başka anlam ve görevler anlatılmalıdır. bu kemalizmle mücadele anlamına gelir. işte bu nedenle, kemalizmle mücadele etmek zor olduğu için "solcular" darbe tartışmalarında ortalıktan tüyüyorlar. bir çok konuda sizinle anlaşan insanlar, bu konuda sizi timur'un karşısındaki nasreddin hoca kıvamında, ortada bırakıveriyorlar. bu nedenle bugün, net bir şekilde "darbeye hayır" diyebilen bir avuç devrimci insan var. demokrasiyi savunmak zordur beyler, bayanlar ve öyle "akp'yi istemiyoruz" diyerek demokrasi savunulmaz. demokrasiyi savunmak için, ne kadarsa o kadar demokrasimizin, kemalizme rağmen kazanıldığını çat çat söylemek gerekir. şimdilik iyi günler.