şimdi ben size yorumsuzca aşağıdaki resmi sunuyorum. avusturya'dan bir resim bu, viyana belediyesi'nden. "çokdilli belediyecilik" uğrunda, onca belediye başkanına kürtçeyi kullanmaktan dolayı "bölücülük"ten dava açılmış dtp diye bir parti var bu memlekette. bakın ama, resmi büyütün, viyana'da neler oluyor...


ahmet türk, parti grubu toplantısında, pek çok yasada, siyasi partiler yasası, seçim yasası, nüfus kanunu, mahalli idareler kanunu, ticaret kanunu gibi onlarca kanunda hala yasaklı dillerden sözedilmektedir diyor. ekliyor: bu çağda hala bir dilin yasaklı olması utancından türkiye kendini kurtarmalıdır!
dtp eşbaşkanı türk, yerel yönetimler gibi alanlarda kürtçe üzerindeki yasakların kalkması taleplerinin son derece gerçekçi ve insani olduğunu duyuruyor. çok da hakim olamadığı o türkçesiyle bile ne güzel anlatıyor.

Cumartesi, Şubat 28 0 yorum

veli küçük de hastaneye sevk edildi. içeride hiç general kalmadı!

Cuma, Şubat 27 0 yorum

emekçilerin, ezilenlerin, ayrımcılığa uğrayanların, yoksulların, gençlerin, azınlıkların, kadınların, anti-kapitalistlerin istanbul büyükşehir belediye başkan adayı akın birdal mail grubu kuruldu.

aşağıdaki linke tıklayarak üye olabilirsiniz:
http://groups.google.com/group/akinbirdal/

Çarşamba, Şubat 25 0 yorum

üç ay önce yunan polisinin gözünü kırpmadan öldürdüğü 15 yaşındaki alexandros hatırımızda mı şimdi? yunanistan'ı kavuran isyan dalgasının nedenini anımsıyor muyuz? ne çok şey söylendi, nasıl da korktu egemenler o vakit. alexandros kardeşi ve kapitalizmin her yerde vicdansız, her yerde adaletsiz, her yerde katil olduğunu unutmamak gerek...

etö'den tutuklu paşaların gata'ya sevkleri ve ardından tahliye ediliverilmeleri, kütahya simav cezaevindeki üç mahkumun klibine ilham kaynağı olmuş.

Anti-NATO Gösterileri Uluslararası Aktivist Konferansı Raporu/Çağrı Metni
14-15 Şubat -Strazburg

1-5 Nisan'da NATO'nun 60. yılı dolayısıyla yapılacak olan anti-NATO zirvesine hazırlanmak amacıyla Marc Bloch Üniversitesi'nde bir aktivist konferansı gerçekleştirildi. Konferansa "Savaşa Hayır-NATO'ya Hayır" koordinasyonunun davetlisi olarak 19 ülkeden 500 kişi katıldı. Barış ve alternatif küreselleşme hareketlerinden, çeşitli sol partilerden, sendika ve öğrenci inisiyatiflerinden gelen katılımcılar "60 yıl yeter" sloganı etrafında bir araya geldi.

NATO'nun savaş politikalarına, halihazırda Afganistan ve Orta Doğu'da süren savaşlara, müdahaleciliğe karşı duruyor ve "NATO'ya Hayır" taleplerini yükseltiyorlar. NATO'yla bağlantılı bir Avrupa Birliği'ne karşı çıkıyor ve askeri harcamalarda radikal kesintilere gidilmesini istiyorlar. "Krizinizin de savaşlarınızın da faturasını ödemeyeceğiz" diyorlar.

Katılımcılar, 3-4 Nisan tarihinde Strazburg ve Baden-Baden'de NATO'nun 60. yılı dolayısıyla hükümetler düzeyinde yapılacak kutlamalara paralel olarak kapsamlı bir eylem programı hazırladılar:

* 1-5 Nisan 2009 tarihleri arasında Strazburg'da uluslararası direniş
köyü ve Kehl ile Baden-Baden'de bilgi merkezleri oluşturulması
* 3 Nisan'da Baden-Baden'de Dış İşleri Bakanlarının buluşmasında ve
Devlet başkanlarının gala yemeği esnasında gösteriler ve sivil
itaatsizlik eylemleri
* 3 ve 5 Nisan'da Strazburgda çalışma gruplarıyla bir Uluslararası
Kongre yapılması ve bir bildirge yayınlamak üzere toplanacak bir
"Barış Asamblesi"
* Eylemler 4 Nisan'da Strazburg şehir merkezinde yapılacak olan
"Savaşa Hayır! NATO'ya Hayır" uluslararası mitingiyle doruğa ulaşacak.
* 4 Nisan 2009 için çeşitli organizasyonlar tarafından Strazburg'da
sivil itaatsizlik eylemleri planlanıyor.
* Strazburg yetkililerinin şehir merkezinde gösterilere izin
verilmeyeceğini açıklamasına karşılık katılımcılar toplanma, gösteri
yapma ve ifade özgürlüğünün temel demokratik haklar olduğunu
vurguladılar. Protestolarını ve özgürlük isteklerini şehir merkezinde
ifade edeceklerinin altını çizdiler. Strazburg'un özgür ve herkese
açık bir "Barış ve Demokrasi Şehri" olması için bir uluslararası
protesto kampanyası başlatmayı kararlaştırdılar.


Yetkililerle müzakere delegasyonuna destek amacıya Uluslararası Koordinasyon Komitesi bir uluslararası destek grubu ve bir de yedek grup oluşturdu. Parlamento dışı uluslararası hareketlerin gücü ve destek veren ulusal ve Avrupa Birliği parlamenterlerinin yardımıyla temel demokratik haklar korunacak.

Konferansın katılımcıları bir protesto çağrısı için aşağıdaki metinde anlaştılar:

"4 Nisan'da Strazburg'da NATO karşıtı gösteri hakkına destek için çağrı.
NATO 60. yılını Strazburg'da yeni ABD başkanı dahil tüm devlet başkanlarıyla kutlamayı planlıyor. İmzacılar savaşlar, askeri müdahaleler, askeri üslerin kullanımı ve füze yerleştirmeler, genişleme ve sürekli silahlanma anlamına gelen NATO politikalarını kesinlikle reddetmektedir. "NATO'ya Hayır, Savaşa Hayır" çağrımız
üzerine çalışmaktayız.
NATO'nun Afganistan'a müdahalesini; Savaş ve aşırı silahlanma mantığını, özellikle de NATO tarafından uygulanan nükleer silahlandırmayı; Fransa'nın yeniden NATO'nun askeri kanadına alınmasını REDDEDİYORUZ.

Bu türden politikalara karşı olduğumuzu göstermek ve Strazburg halkıyla sosyal hareketlere hiçbir engelle karşılaşmadan Nato'ya karşı çıkabilme fırsatını vermek istiyoruz.

Bunlar, NATO hazırlık komitesinin 4 Nisan'da Strazburg şehir merkezinde gösteri yapma hakkını geri çeviren bölge yetkililerinden talep ettiklerimizdir.

NATO zirvesi Strazburg'u bir kale haline getirecek. Bu, şehir sakinleri ve dünyanın dört bir yanından gelen binlerce barışçıl gösterici açısından kabul edilemez bir durumdur. Şehrin kırmızı bölge ilan edilmesi, vatandaşların fişlenmesi, her yeri kuşatan yeni gözlem kameralarının getirilmesi gibi olağanüstü güvenlik önemleri alınacak.

Devlet başkanlarının Strazburg şehir merkezinde - kapatılmış bir şehirde - bir araya gelmesi, şehirde yaşayanların normal bir günlük yaşam sürmesini engeller, hareket özgürlüklerini yok eder, bizlerin NATO'nun gerçek yüzünü ortaya çıkarmamızı da imkansız hale getirir. Bu, bizim için ve şehrin sakinleri için kabul edilemez bir durumdur. Strazburglular NATO zirvesi ve NATO'nun şaşalı tanıtımı için parayı
ödeyecek ancak muhalif sesleri dışlanacak.

NATO zirvesine karşı küresel gösteriler büyük bir başarıyla başladı. 4 Nisan'da dünya vatandaşları Strazburg'a gelerek barışçıl bir biçimde barış umutlarını seslendirecek ve "NATO'ya Hayır" diyecek.

Bizler, finansal kaynakların savaşlara değil, gezegende yaşayan insanların sosyal, demokratik, ekonomik ve çevresel sorunlarının çözümüne aktarılması için gösteri yapmak istiyoruz.

Kendimize şu soruyu sormalıyız: Strazburg nasıl bir şehir olacak? NATO'nun hizmetine verilmiş bir kale mi, yoksa demokratik değerleri ve barışı kutlayan bir şehir mi?

Şehir merkezinde gösteri yapma hakkı istiyoruz. Fransa hükümetinden ve yerel yetkililerden talebimiz, demokratik bir hak olan özgür, bağımsız ve barışçıl gösteri hakkının garanti altına alınmasıdır.

Bu konferans 6 ay önce Stuttgart'ta başlayan NATO'ya ve 60. yıl zirvesine karşı yapılacak gösterilerin inşa edilmesi sürecinde önemli bir adım oldu. Dünyanın her bir köşesinden farklı güçler daha adil ve barışçıl bir gezegen isteklerini dile getirmek için bir araya geliyor. Gelin hep beraber 1-5 Nisan tarihleri arasında Strazburg'u barışın başkenti yapalım!

Çeviren: Muhip Tezcan

Salı, Şubat 24 0 yorum


"dünyadaki hiçbir savaş haberlerdeki, tv görüntülerindeki gibi olmamıştır. mermiler parçalar, yaralar, sakatlar ve öldürür. orada olmak, asker olarak çatışmanın tam ortasında olmak başkalarına nasıl aktarılabilir ki?

adları ne olursa olsun askeri "mehmet" diye biliriz. oysa askerler de hepimiz gibi birilerinin çocukları, kardeşi, eşi, sevgilisi ya da babası olan adı sanı belli insanlardır. mehmedin kitabı'nı böyle 42 genç insan yazdı. onlar askerliklerini 1984-98 arasında güneydoğu'da, olağanüstü hal bölgesi'nde yaptılar. başlarından geçenlerin muhasebesini sizlerle paylaşma cesaretini göstererek bu kitabı yarattılar.”

gazeteci nadire mater'in çok ses getiren ve zaten bu yüzden toplatılan kitabının tam metni buradaymış. anticopyright-tr'den öğrendik.

indirin!

Pazartesi, Şubat 23 0 yorum

sınıf mücadelesinin sanatı nasıl etkilediğini göreceksiniz. yıl 1977. cüneyt arkın gecekondulardan gelme bir kahraman. "yıkılmayan adam". biraz da kişisel tarihinden getirdiği acıyla, kendini yoksulların mücadelesine adamış bir adam. drama bu ya, sevgilisi de sınıf düşmanının kızı. kıza vietnamlı, filistinli gerillaların direnişlerini haykırıyor. aynı cüneyt arkın, '80 darbesinden sonra çekilen başka bir filmde, "esaretten kaçış" kıvamında, sosyalist bir rejimden kaçmaya çalışan bir türk'ü de canlandıracaktı. işçi hareketinin trendi, sanat trendlerini de belirliyor işte...

Pazar, Şubat 22 0 yorum


2009 yılına girdiğimiz bu günlerde dünya ekonomisi finansal krizi derin bir şekilde yaşamaktadır. Birçok uluslararası finans kurumları devletlerin müdahalesi sonucu ayakta kalmaları sağlanmakta olup krizin bedeli eskiden olduğu gibi çalışan emekçi kesimin omuzlarına yıkılmaktadır. İki emperyalist bloklu dünya siyasi sistemi yıkılıp Amerikanın önderliğinde kurulmaya çalışılan tek kutuplu dünya 90 yılların başından beri krizin içinde.

Amerika'nın Ortadoğu’ya müdahalesi, İsrail’in Filistin topraklarına karşı geleneksel işgal siyaseti ve diğer emperyalist ülkelerin tamamlayıcı uzantıları olan ülkelerin hem Ortadoğu hem de Kafkasya bölgelerindeki fütursuz destek siyaseti ile birlikte dünyamız her geçen gün bölgesel savaşların içine itilmektedir. Bunun sonucunda savaştan ve yıkımdan kaçmanın çaresi olarak yaşanan göçler ve kullanılan bombaların yarattığı çevre kirliliği de buna eklenince önümüze konan dünyanın geleceğinin hiç de iç açıcı olmadığı görülür. Bu sürece müdahalenin aktörlerine düşen en önemli görev yaşadıkları ülkedeki siyasi ortama müdahale etmektir. Pek tabi bunun birçok yöntemi vardır.

Ben yöntemden ziyade siyasetin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin birkaç saptama da bulunmak isterim. Öncelikle Türkiye’de siyasi iktidarın uluslararası devletler sistemi içinde yer alıp onun ihtiyaçlarına göre hem ulusal hem de bölgesel siyaset güttüğünü başta belirtmek isterim. Toplumsal muhalefetin önderliğine bakıldığında görünecek şey de yıllardır Kemalist ideoloji ile kendini var etmiş sınıfların belirleyicilikleri söz konusudur. Varolan siyasi iktidar 'sözde' demokratik açılımlardan söz ederek uluslararası sermayenin ve iç dinamiklerin dayatmaları karşısında pek gönüllü olmasa da belirli açılımlar yapmaktadır.

Avrupa birliği süreci, Kemalizm’in geleneksel siyasetine karşı duruşu, anayasa değişikliği, başörtüsü yasağına karşı tavrı ve Kürt sorununa yaklaşımında buna tanık oluyoruz. Bu siyasi ortamda muhalif gibi görünen siyasi yapılara baktığımızda militarist, devletçi ve milliyetçi olduklarını anlamak pek zor olmasa gerek. Sol bu toplumsal muhalefetin içinde güçsüz ve cılız durmakta olup varolan sürece müdahalesi belli bir süre daha söz konusu değil. Ancak sol gerçek demokrasi güçleri ile birlikte hareket ederse bu sürecin değişmesine katkıda bulunabilir. Kendini sol diye sunan CHP ile birlikte hareket ederse bu sürecin dışında kalır.

Peki, sol nasıl büyüyecek ve toplumsal mücadelenin belirleyici unsuru haline gelecektir?Bu sorunun yanıtını günlük siyaset içinde vermek bu dönem için acil bir durumdur. Solun önünde çok seçenekli bir denklem yoktur. Her şey ayan beyan ortadadır. Türkiye’de resmi ideolojiyi sorgulayan ve 'sahte' diye yargılayıp burun kıvırsak da iki unsur, yaklaşık otuz yıl boyunca toplumsal süreçte belirleyici oldu. Birincisi kendini solda belirleyen Kürt hareketidir diğeri de dindar kesimdir. Dindar kesimin siyasal uzantısı AKP karşısında Türk solu ya Kemalizm ile bütünleşmiş ya da militarist milliyetçilikle barışmıştır. İlan edilmiş kutsal “Kızılelma ittifakı” Ergenekon süreciyle sarsılsa da siyaseten halen devam etmektedir. Eğer sol bu süreci görmemeye devam ederse faşist bir iktidar bizi beklemekte olduğu da bilinmelidir. Bu ortamdan çıkış görüldüğü kadarıyla zor değildir hatta çok basittir. Yeter ki evrensel demokratik değerlere sahip olalım, yeter ki ezilenlerden yana olalım ki toplumsal muhalefetin ses getiren unsuru haline gelelim.

Dindar iktidarı toplumun yüzde ellisi destekliyorsa solun işi hem zor hem de kolay gibi görünür. Yukarda söz etmeye çalıştığım gibi bu dindar iktidar ne Kemalist ne faşist ne de militarist. Hal böyle olunca solun işi de zorlaşıyor. Öncelikle sol Türkiye’de siyaset yapacaksa Kürt hareketiyle koşulsuz bir dayanışma içinde olmalıdır. İkincisi de dindar iktidardan daha 'solcu' olmalıdır. İktidarı gerici, milliyetçi, militarist veya ulusalcı söylemlerle eşleştirmemesi gerekir. Türkiye kamuoyununa iktidarın sunduğu her açılımın nedeni olarak Türkiye’deki iç dinamiklerin etkisi dillendirilmeli ve daha ileriye götürecek açılımlar sunulmalıdır. Demokrasi ama tam demokrasi istenmelidir. Özgürlüklerin sınırlandırılması değil sınırsız özgürlük yüksek sesle dile getirilmelidir.

Kürtçe bir kanalın Kürt halkının mücadelesi ve direnci sonucu kazanıldığını vurgulanmalıdır. Kürt halkına daha çok demokrasi ve söz hakkı istenmelidir. Bugünlerde yaşanan ekonomik krizin sonucunda işten çıkarmalar ülkenin her köşesinde olağan duruma gelmiştir. Türk solu bu konuda da harekete geçmesi gerekirken süt dökmüş kedi misali bir köşede sus pus oturmaktadır. Meydanda solun esamisi okunmamaktadır. Umarız Türk solu kendi kabuklarını kırar ve olup bitenin farkına varır. Eğer sol siyaset varolan durumu doğru değerlendirirse bir şeyler yapabilir ve siyasi ortamda güç haline gelebilir. Aksi takdirde milliyetçi cephenin, darbecilerin ve Ergenekoncuların suç ortağı olurlar. Önümüzdeki yerel seçimlerde milliyetçi kesimle yapılacak seçim ittifakı siyasi intihardan farksız olacaktır.

Unutmayalım solun yüzüne baktığı yerler dindarlara dönüktür ve bu kesimin sola hatta sol ideolojiye kazanılması da çok zor değildir. Bu kesimleri kesinlikle 'şeriatçı' veya 'alevi' gibi yanlış kanılarla mahkum etmemek gerekir. Solun soluk borusu olacak bu kesimler en azından Kemalizm ve militarist demokrasi anlayışıyla hesaplaşmıştır. Bence Kemalist ve milliyetçi emekçiden daha kolay sol saflara kazanılabilinir. Bunu anlayan sol kısa sürede olmazsa da ileride güçlü bir konuma gelecektir.
Bu günden yapacak çok şey var ama yarın yapacak hiçbir şey bulamayabiliriz.
Sol hat! Heyhat!


toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde sosyal yardım, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi parasal haklar ile gazetecilerin mesleki haklarını koruyan maddelerde işverenin uzlaşmaz tutumu sonucu atv ile sabah gazete ve dergi gruplarında 13 şubat’ta başlayan grev sürüyor.

grev 1980 darbesinden bu yana medya sektöründe gerçekleşen ilk grev olma özelliğini taşıyor.

türkiye gazeteciler sendikası gelişmeleri izliyor gerçi ama, grevin bir başka özelliği işçilerin kendi direniş günlüklerini bir blog halinde yayımlıyor olmaları.

Cumartesi, Şubat 21 0 yorum