tüm umutların tütüne bağlandığı bir urla baharını anlatır necati cumalı, "acı tütün" adlı romanında. dumanaltı kahve köşelerinde sabahlayarak tütün taban fiyatlarının açıklanmasını bekleyen kasabalıları, sonrasını hiç de tahmin edemeyecekleri bir gelişme beklemektedir. binnaz'la evlenme hayalleri kuran ferit'ten, kasabanın doktoruna kadar herkes tütün işindedir, yaşamları ve gelecek düşleri, o sabah tekelden gelecek açıklamaya iliştirilmiştir. ahali tekelin önünde toplandığında, az sonra çakacak ve ege köylüsünün  acımasız piyasaya başkaldırısını başlatacak kıvılcımların gökyüzünde birikmeye başladığından habersizdir. olan olur. tekel idaresi beklenen fiyatın yarısını bile vermez. köylüler tek çıkar yolun örgütlenmekten geçtiğini, onca homurdanmadan sonra er geç farkedecek ve tüm egeyi kasıp kavuracak yürekli bir başkaldırıyı başlatacaklardır.

"acı tütün" öfkenin bilince dönüşmesinin ele alındığı sıcak ve gerçekçi bir romandır.

geçenlerde aktütün denen allah'ın belası bir tepede, "oradan ve buradan" kırk genç insan öldü. on yıllardır, artık neredeyse bağımlısı olduğumuz aynı kabus bulutları başımızın üzerinde dolaşmaya başladı yeniden. karamsarlık, korku ve öfke hakim oluverdi zihinlere hemen. artık yüzlerini eskitmiş emekli asker, terör, ortadoğu uzmanı zevat kapladı televizyonları. ben mantıklı tek bir önerilerini işitmedim daha.

her defasında terör örgütü bitti deniyor, son çırpınışları deniyor. zaten güçsüzlüklerini örtbas etmek için saldırıyorlar, deniyor. sözkonusu karakola bu bilmemkaçıncı saldırı. sözde abd anlık istihbarat veriyor. gündüz gözüyle neredeyse bütün bir gün sürüyor çatışma. kalkmışlar, maddi yetersizliklerden dolayı karakolu tacize açık o bölgeden taşıyamadıklarını açıklıyorlar. özürleri kabahatlerinden büyük.  sınır ötesi kara harekatları, defalarca denenmesine rağmen sonuç getirmiyor.

şimdi hemen devreye, belki de kürtlerle bin yıl düşmanlık getirecek "tampon bölge" önerisi getiriliyor. kanamalı bir rahatsızlık var, doğru. kanama, canlarda ama daha çok da zihinlerde, yüreklerde. kanama içerimizde. tamponu içerimize bastırmak gerek. kürtlere iş vermek gerek, aş vermek gerek, kürt olmalarından duydukları onurla bizlerle yanyana yaşamalarına izin vermek gerek. askeri yöntemlerle ancak böylesi sonuçlar alınabiliyor. bunun artık görülmesi gerek. gencecik askerlerin niçin o lanet tepede öldüklerini birilerinin açıklaması gerek.

evet, öfkeliyiz. 40 bin insanımızı bu soruna kurban verdiğimiz için acılıyız, öfkeliyiz. balıkesir'deki gibi öfke bazen kürt komşusuna yönelebiliyor körce. bizi, bir daha biz olamayabileceğimiz bir tezgaha getirmek isteyenler var. aklın öfkeye yenik düşmesini kollayanlar var.
biz artık bu "acı tütünü" içmemeliyiz. öfkemizi bilince dönüştürmeliyiz. bülent ersoy kadar cesur olmayı becerebilmeyiz...

2 yorum

  1. Adsız Says:
  2. hepimiz bir bülent ersoy kadar olamıyoruz. iyisiyle kötüsüyle bir o var bu iş böyle gitmez diye çıkıp herkesin ortasında konuşabilen. başkalarının sesi pek duyulmuyor.

     
  3. AntiCa Says:
  4. bu kez biraz daha farklı sanki ama saldıray. dağlıca'dan sonra işler değişiyor gibi. tabii mesele sadece dağdaki askerin güvenliği boyutuna indirgenip tartışılmamalı. mühim olan sağlıklı bir toplum olmanın güvencesi olacak siyasetin üretilmesine katılmak. biz de işte bu çabayı destekliyoruz. o kadar karamsar olmamalısın bence.

     

Yorum Gönder

antikapitalist hava sahasındasınız, türbülans ihtimalini gözden çıkarmayınız...